Yeme İçme 4 dk okuma
Davet Menüsü Kurmak: Miktar, Sıra ve Sofraya Yetiştirme
Kalabalığa yemek yapmak, iki kişilik pişirmenin büyütülmüş hâli değildir. Miktar hesabı, çeşit sayısı, servis sırası ve ocak kapasitesi üzerine pratik bir rehber.
Yazar: Barış Koral
Bir davetin mutfak tarafı çoğu zaman menü seçmekle değil, iki soruyla başlar: kaç kişi geliyor ve o kişiler ne kadar oturacak. Bu iki cevap belirlenmeden yapılan alışveriş ya fazlaya kaçar ya da sofra ortasında eksik kalır. Kalabalığa yemek yapmak, evde iki kişilik pişirmenin büyütülmüş hâli değildir; miktar, sıra ve zamanlama başlı başına bir düzen ister. Bu düzen kurulduğunda ev sahibi mutfakta değil, misafirin yanında olur.
Miktarı kişi sayısıyla değil, süreyle hesaplayın
Aynı sekiz kişi, iki saatlik bir buluşmada ve beş saatlik bir gecede aynı miktarı yemez. Kısa davetlerde tek bir ana yemek ve yanında bir iki şey yeterlidir. Uzun davetlerde ise yemek tek seferde değil, aralıklarla verildiğinde daha az malzemeyle daha doyurucu bir akış kurulur. Bu yüzden menüyü hazırlamadan önce davetin kaç saat süreceğini kestirmek, alışveriş listesini doğrudan belirler.
Pratik bir başlangıç ölçüsü, ana yemekte kişi başı normalde pişirdiğinizin bir buçuk katını hesaplamaktır. Kalabalıkta herkes aynı miktarda yemez; bazıları az alır, bazıları ikinci kez tabak doldurur ve bu fark ortalamada dengelenir. Yan yemeklerde ise tam tersi geçerlidir: çeşit arttıkça kişi başına düşen miktar düşer, dolayısıyla üç çeşitten her birinden az az hazırlamak daha doğrudur.
Çeşit sayısını artırmak yerine miktarı artırın
Ev sahiplerinin en yaygın hatası, sofrayı zenginleştirmek için çeşit sayısını yükseltmektir. Sekiz farklı şey hazırlamak, hem mutfakta geçen süreyi katlar hem de her birinden artan yarım kaplarla sonuçlanır. Üç iyi hazırlanmış yemek, sekiz aceleye gelmiş yemekten hem daha lezzetlidir hem de misafirin gözünde daha derli topludur. Sofrada bolluk hissini yaratan şey çeşit değil, kapların dolu görünmesidir.
Menüyü kurarken işe yarayan bir yöntem, yemekleri hazırlanma zamanına göre ayırmaktır: bir gün önceden yapılabilenler, sabah yapılabilenler ve mutlaka son anda yapılması gerekenler. Son gruptaki yemek sayısı birden fazlaysa menü fazla yüklüdür. Tek bir yemeği son anda pişirmek, ev sahibine davet boyunca hareket alanı bırakır.
Sıralama: sofraya neyin ne zaman gideceği
Kalabalık davetlerde yemeğin sıcaklığını korumanın en kolay yolu, her şeyi aynı anda masaya taşımaya çalışmamaktır. Misafirler geldiğinde ortada duran soğuk bir şey, ilk yarım saatin baskısını alır. Ana yemek bu ilk bölümün ardından çıktığında hem sıcak olur hem de sofra bir kez toplanıp yeniden kurulmuş gibi tazelenir. Tatlı ya da son ikram için ise sohbetin doğal olarak yavaşladığı anı beklemek yeterlidir.
Servis kaplarının sayısı da akışı belirler. Sekiz kişilik bir sofrada tek büyük kap, herkesin sırayla uzanmasını gerektirir ve masanın uzak ucundaki kişi genellikle az yer. Aynı yemeği iki ayrı kaba bölüp masanın iki ucuna koymak, bu sorunu tek hamlede çözer. Kaşıkların ve servis takımlarının her kapta hazır olması da masanın akıcı kalmasını sağlar.
Fırın ve ocak kapasitesini baştan hesaplayın
Menü kâğıt üzerinde harika görünse bile, evdeki fırının ve ocağın kapasitesi onu sınırlar. Aynı anda iki farklı sıcaklık isteyen iki tepsi, tek fırında düzgün pişmez. Dört gözlü bir ocakta üç tencere ve bir tava aynı anda çalışmıyorsa, o menü uygulanabilir değildir. Menüyü yazarken her yemeğin yanına hangi cihazı ne kadar süre işgal edeceğini not etmek, davet gününde yaşanacak çoğu tıkanmayı önler.
Bu hesabı kolaylaştıran bir tercih, menüye oda sıcaklığında da iyi olan en az bir yemek koymaktır. Böyle bir yemek erken hazırlanır, kenarda bekler ve ocakta yer açar. Fırını ise tek bir yemeğe ayırmak, hem sıcaklık ayarını basitleştirir hem de pişirme süresini takip etmeyi kolaylaştırır.
Beklenmedik durumlara yer bırakmak
Kalabalık davetlerde neredeyse her zaman küçük bir sürpriz olur: biri geç gelir, biri beklenenden erken acıkır, bir yemek düşündüğünüzden hızlı biter. Menüde bu esnekliği kuran şey, kolayca artırılabilen bir yemektir. Tencerede pişen, üzerine gerekirse bir miktar daha eklenebilen türden bir yemek, sofrayı kurtaran yedek işlevi görür.
Kimin neyi yemediğini önceden sormak da bu esnekliğin bir parçasıdır. Bu bilgi davetten bir hafta önce tek bir mesajla alınabilir ve menüyü baştan doğru kurmayı sağlar. Sofrada birine ayrı bir şey hazırlamak zorunda kalmak, en çok zorlayan durumlardan biridir; oysa bir soruyla tamamen önlenebilir.
Davetten sonrası da menünün parçasıdır
İyi kurulmuş bir menü, misafirler gittikten sonra ortaya çıkan tabloyu da hesaba katar. Bir gün önceden hazırlanan yemekler, kullanılan kap sayısını azaltır. Ortak kaplardan servis edilen yemekler, artanların saklanmasını kolaylaştırır. Sıcak yemek sayısını sınırlı tutmak ise hem pişirme hem de temizlik yükünü aynı anda düşürür.
Sonuçta bir davetin başarısı, sofradaki çeşit sayısıyla değil ev sahibinin masada geçirdiği süreyle ölçülür. Miktarı doğru hesaplamak, çeşidi azaltmak ve pişirmeyi zamana yaymak, mutfağı davetin merkezinden çıkarır. Misafir de zaten en çok bunu hatırlar: yemeğin kaç çeşit olduğunu değil, ev sahibinin yanlarında oturup oturmadığını.